top of page

Namaz kılmayan kâfir olur ne demek?

Soru Detayı - Hz. Ali (r.a) ve Hz. Ömer (r.a) gibi sahabeler namaz kılmayana kâfir demişken bazı alimlerin bunu küfür saymamasının sebebi nedir? - Hz. Ali (r.a) ve Hz. Ömer (r.a) namaz kılmayanın küfrüne hükmetmişler midir? - Namaz kılmamayı küfür saymayan alimlerin delilleri nelerdir? - İmam-ı Azam namaz kılmayan hakkında ne hüküm vermiştir?

Cevap

Değerli kardeşimiz, Öncelikle ifade edelim ki, bir Müslüman namazın farz olduğunu inkâr etmediği sürece, namaz kılmadığı için dinden çıkmaz, kâfir olmaz. Çünkü büyük günah işleyen Müslüman kâfir olmaz. “Kâfir” kelimesi, bilinen küfür anlamında kullanıldığı gibi, Kuran ve hadislerde, nankörlük manasında da kullanılmıştır. Bu nedenle bazı rivayetlerde Müslümanlar için kullanılarn "kâfir" kelimesini, dinden çıkmak anlamında değerlendirmemek gerekir. "Nankörlük" anlamında bu kelimenin tercih edilmesi, işin çirkinliğini göstermeye yönelik bir üslubu gösterir. Ayrıca, yapılan bazı teşbihlerde ve benzetmelerde de bir kötülüğün azamî derecede çirkinliğinin -bir irşat üslubu içerisinde- gösterilmesi hedeflenmiştir. Şu hâlde namaz kılmayanın küfür üzere olacağı konusu, dinden çıkan kâfir anlamında değildir. Bu kısa bilgiden sonra soruya gelince: Hanefîlere, mezhepte tercih edilen görüşe göre Şafiler ile Malikilere ve Hanbelî mezhebinde Ahmed b. Hanbel’den yapılan bir rivayete göre ihmal veya tembellikten dolayı namazı terk eden küfürle itham edilmez.(1) Bununla beraber, bazı âlimler namaz kılmayanın küfür üzere olacağını söylemişlerdir. Bu görüşlerini de Hz. Peygamber (asm) Efendimizden rivayet edilen; “Kulla küfür arasında namazı terk etmek vardır.”(2), “Kişiyle küfür arasında namazın terki vardır.” “Bizimle onlar arasında namazın terki vardır. Namazı terk eden kâfir olur.”(3) gibi hadislerine dayandırmaktadırlar. Aynı şekilde inandığı hâlde namaz kılmayanın küfre düşeceğini savunanlar, görüşlerini teyit etmek için konu hakkında bazı sahabilerin görüşlerine de yer vermektedirler.(4) Hz. Ömer’in “Namazı terk edenin İslam’dan hissesi yoktur.” Hz. Ali’nin “Namaz kılmayan kâfirdir.”(5) ve İbn Mesud’un “Namaz kılmayanın dini yoktur.”(6) gibi rivayetler bu görüşü savunanların müracaat ettikleri başlıca örneklerdendir.(7) Bu hadis-i şerifler ve diğer rivayetlerde geçen küfür kelimesi, ya namazın farz olduğunu kabul etmeyenler hakkında söylenmiştir ya da inandığı hâlde namaz kılmayanları uyarmak için sert ve katı bir tavır sergileyerek bu tür ifadeler kullanılmıştır.(8) Çünkü bir Müslüman inandığı hâlde namazı kılmamakla kâfir olacak olsaydı, namaz kılmakla da Müslüman olacaktı ve bu durumda inanmadığı hâlde namaz kılanın Müslüman, inandığı hâlde namazı kılmayanın ise kâfir sayılacağını kabul etmek gerekirdi. Dolayısıyla inandığı hâlde namaz kılmayanın kâfir olmayacağı açıktır.(9) Şu hâlde hadislerde ve diğer rivayetlerde geçen küfür keslime, dinden çıkma anlamında değil, nimetin küfrü yani nankörlük ya da dinden çıkarmayan, inkara götürmeyen küfür كفر دون كفر olarak kabul etmek uygun olacaktır.(10) Sonuç olarak, hadiste geçen küfür ifadelerinin âlimlerimizin yorumladığı gibi ya namazın farziyetini inkâr ederek terk edenler için geçerli olabileceği ya da bu küfrün kişiyi dinden çıkarmayan ameli, mecazi ve nimet küfrü (nankörlük) olarak anlaşılması gerektiği kanaatindeyiz. Çünkü Kuran ve sünnet şirk dışında kalan tüm günahlar için Allah’ın affedici yönünü ön plana çıkarmakta, günahkâr kimseleri dinin dışına itmek yerine onları Allah’ın rahmetinden ümitlerini kesmemeye ve tövbe etmeye davet etmektedir. İlave bilgi için tıklayınız: - Namaz kılmayan dinden mi çıkar? - Kasten namazı terk eden kâfir olur mu? ... - Haram işleyen dinden çıkmıyorsa, namaz kılmayan nasıl kâfir olur? Dipnotlar: 1) Menbecî, el-Lübâb, 1/155; Şeyhîzâde, Mecmau’l-enhur, 1/146; Cüveynî, Nihâyetü’l-matlab, 2/651; Nevevî, el-Mecmu’, 2/146; Muhammed b. Muhammed b. Muhammed el-Abderî İbnü’l-Hâc, el-Medhal (Dâru’t-Turâs, ts.), 1/213; Ebû Muhammed Abdülvehhâb b. Alî b. Nasr et-Tağlibî Kâdı Abdülvehhâb, el-İşrâf ʿalâ nüketi mesâʾili’l-hilâf, thk. Habîb İbn Tâhir (Beyrut: Dâru İbn Hazm, 1420), 1/352; Zerkeşî, Şerhu’z-Zerkeşî, 2/272-273. 2) Müslim, “Îmân” 35; Ahmed, el-Müsned, 23/365. 3) Ahmed, el-Müsned, 38/20. 4) Konu hakkında sahabe görüşleri için bk. İbn Abdülber, et-Temhîd, 4/225. 5) Abdürrezzâk, el-Musannef, 6/171 (Hadis no: 30436). 6) Abdürrezzâk, el-Musannef, 6/167 (Hadis no: 30397). 7) İbn Kudâme, el-Muğnî, 2/331; Ebü’l-Ferec, eş-Şerhu’l-kebîr, 1/384; Zerkeşî, Şerhu’z-Zerkeşî, 2/275. 8) Şemseddin Muhammed b. Ebi’l- Abbâs er-Remlî, Nihâyetü’l-muhtâc (Beyrut: Dâru’l-Fikr, 1404), 2/429. 9) Mâverdî, el-Hâvi’l-kebîr, 2/527. 10) bk. Buhârî, Îmân, 113; Müslim, Îman, 28; İbn Kayyim el-Cevziyye, es-Salât ve ahkâmu târikihâ, (Medine: Mektebetü’s-Sekafe, ts.), 54.







Namaz kılmayan dinden mi çıkar?


Soru Detayı - Bir hadiste, insan ile küfür arasında namazı terk etmek vardır, deniyor. - Bazı âlimler de namaz kılmayan küfre girer diyor. - Bu durumda namaz kılmayan bir Müslüman dinden çıkıp kâfir mi olur?

Cevap

Değerli kardeşimiz, Hayır, bir Müslüman namazı terk etmekle dinden çıkmaz, günahkâr olur. Bilindiği üzere küfür kelimesi hem inkâr etmek anlamına hem de nankörlük etmek anlamına gelir. Buna göre, hadislerde geçen “kul ile küfür arasında namazı terk etmek vardır”(1) ifadesi iki şekilde anlaşılabilir: 1. Namazın farz olduğunu inkâr ederek namazı kılmayan kimse dinden çıkacağı için kâfir olur. Çünkü farz bir ibadeti inkâr etmek kişiyi dinden çıkarır. Bu durumda namazı kılmadığı için değil, bu ibadeti inkâr ettiği için kafir olur. 2. Namazın farz olduğunu inkâr etmediği halde, namazı kılmayan kimse nankörlük etmiş olur, dinden çıkmaz. Bu durumda "küfür" kelimesi nankörlük etmek anlamına gelir. Zira bütün ehlisünnet âlimlerine göre büyük günah işlemek Müslümanı kâfir yapmaz, günahkâr yapar. Şu halde âlimlerimizin, "namazı kılmayan kâfir olur" anlamındaki ifadesini bu iki kurala göre anlamak ve değerlendirmek daha uygun olur. Yoksa namazı inkâr etmediği halde namaz kılmayan birçok Müslümana kâfir demek gibi büyük bir hataya düşülmüş olur. Nitekim Hz. Peygamber (asm) Efendimiz şöyle buyurur: “Allah beş vakit namazı kullarına farz kıldı. Kim bu beş vakit namazı küçümsemeden hakkını vererek, eksiksiz olarak kılarsa, Allah Teâlâ’nın bu kimse için cennet sözü vardır. Kim de bu namazları kılmaz ise, onun için Allah katında herhangi bir söz yoktur. Dilerse azap eder, dilerse cennete koyar.”(2) Hadisin zahirinden de anlaşılacağı üzere, namazı kılmayanlar için Allah katında herhangi bir sözün olmadığı, böyle bir kimseyi Allah’ın dilerse azap edeceği dilerse de cennetine koyacağı belirtilmektedir. Başka bir hadis-i şerif de şöyledir: "Kulların kıyamet günü ilk hesaba çekilecekleri amel namazdır. Rabbimiz meleklere şöyle buyuracaktır: 'Kulumun namazlarına bakın, onları tam mı yoksa eksik mi kılmış?' Eğer namazları tam ise, tam olarak yazılır. Şayet eksik ise Allah Teâlâ şöyle buyuracak: 'Bakın kulumun nafile namazları var mı?' Eğer nafile namazı varsa Allah: 'Kulumun farz namazlarını, nafile namazlarıyla tamamlayın.' diyecek, sonra diğer farz ibadetleri de aynı işleme tabi tutulacaktır."(3) Görüldüğü üzere kulun kıyamette hesaba ilk çekileceği amelin namazı olacağı, eğer farz namazları eksik ise bu eksikliklerinin nafilelerle giderileceği bildirilmektedir. Şayet kul namazı terk ettiği için kâfir olmuş olsaydı, farzlarındaki eksiklerinin tamamlanması yoluna gidilmeden, doğrudan cehenneme atılması gerekecekti. Oysa hadis bunun aksini haber vermektedir. Sonuç olarak, hadiste geçen küfür ifadelerinin alimlerimizin yorumladığı gibi ya namazın farziyetini inkâr ederek terk edenler için geçerli olabileceği, ya da bu küfrün kişiyi dinden çıkarmayan ameli, mecazi ve nimet küfrü (nankörlük) olarak anlaşılması gerektiği kanaatindeyiz. Çünkü Kur'an ve sünnet şirk dışında kalan tüm günahlar için Allah’ın affedici yönünü ön plana çıkarmakta, günahkar kimseleri dinin dışına itmek yerine onları Allah’ın rahmetinden ümitlerini kesmemeye ve tövbe etmeye davet etmektedir.(4) Kaynaklar: 1) Müslim, İman 134. 2) Malik, Muvatta, Salâtu’l-Leyl, 14; Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 37, s. 393; Ebû Dâvûd, Vitr, 2; Nesâî, Salât, 6; İbn Abdilberr hadîsin sahih ve sabit olduğunu belirtmiştir. Bkz. Ebû Ömer Cemâlüddîn Yûsuf b. Abdillâh b. Muhammed b. Abdilberr en-Nemerî, et-Temhîd limâ fi’l-Muvatta’ mine’l-Me‘ânî ve’l-Esânîd, I-XXVI, thk. Mustafa b. Ahmed el-‘Ulvî, Muhammed Abdu’lkebîr el-Bekrî, b.y.y., y.y., t.y., c. 23, s. 288; Ubade b. Samit kanalıyla mana olarak aynı fakat lafız farklılıkları bulunan şöyle bir rivayet daha gelmiştir. “Allah, beş vakit namazı farz kılmıştır. Kim abdesti güzelce alır, beş vakit namazı vaktinde kılar, rükûunu ve huşûunu tam yaparsa bu kimseye Allah’ın onu bağışlayacağına dair sözü vardır. Böyle yapmayan kimseye ise Allah’ın bir sözü yoktur. Dilerse onu bağışlar, dilerse ona azap eder.” bk. Ebû Dâvûd, Salât, 9, c. 1, s. 115. 3) İbn Mâce, İkâme, 202; Ebû Dâvûd, Salât, 151; Tirmizî, Ebvabu’s-Salât, 305,; Nesâî, Salât, 9; Bu hadis bir yüksek lisans tezinin konusu olmuş ve yapılan bu tez çalışması neticesinde hadîsin isnâdının sahîh olduğu sonucuna varılmıştır. Bkz. Hüsamettin Kaya, “Kulun Kıyamet Günü Hesaba Çekileceği ilk Ameli Namazdır” Hadisinin İsnad ve Metin Açısından Tahlili, (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Dicle Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü), Diyarbakır, 2017, s. 91. 4) Detaylı bilgi için bk. Yunus Hatipoğlu, Namazı Terk Etmenin Hükmü ile İlgili Hadislerin Değerlendirilmesi, Diyarbakır: Dicle Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, 2018.







Kasten namazı terk eden kâfir olur mu? Namaz kılmayanın hükmü nedir, namaz kılmayan kimseye ceza uygulanır mı?


Soru Detayı Bir kitapda şöyle bir hadis var: "Kasten namazı terk eden kafirdir." Bununla ilgili İmam Azam "Namaz kılmayanı hapsetmeli" görüşünü sunmuş. İmam Şafii de "Namaz kılmayanı öldürmeli." diye bir görüşte bulunmuştur. Bunları olduğu gibi mi anlamak lazım, yoksa mecaz anlamda mı söylemişlerdir? Bu imamlar bunları yorumlarken kendi zamanına, devrine göre yorumlamışlar, bunları bugünkü günümüze göre yorumlayıp uygulamak doğru olur mu? Bu yorumları ele alarak kasten namazı terk edene kafir denir mi?

Cevap

Değerli kardeşimiz, İslâm Hukukunda had cezaları, bir takım suçlar karşılığında bizzat Allah ve Allah Resûlü (asm) tarafından tesbit edilmiş cezâlardır. Ta’zîr cezâları ise, vahiy tarafından netlikle belirtilmeyen; hâkimin takdirine ve âlimlerin içtihadına bırakılmış olan cezâlardır. Namaz kılmayanlarla ilgili, Allah ve Allah Resûlü’nün (asm) telaffuz buyurduğu herhangi bir had cezâsı söz konusu değildir. Şüphesiz, âyet ve hadislerde namaza çok büyük emir ve teşvik vardır. Dünya saadetinin de, âhiret saadetinin de zembereğinin namaz olduğu söylenmiştir. Namaz kılmamanın sonucunun da tehlikeli olacağı konusunda ciddî uyarılar mevcuttur. Nitekim, Büreyde’nin (ra) rivâyet ettiği bir hadîs-i şerifte Allah Resûlü (asm) namaz kılmamakla ilgili şöyle buyurmuştur: “Kâfirlerle aramızı ayıran fark, kılmayı taahhüt ettiğimiz namazdır. Kim namazı terk ederse, kâfir olur.” (Nesâî, Salât, 8) Bu hadîs-i şerîfte yer alan “kâfir olur” hükmü ile; doğrudan namaz kılmayanın mı kast edildiği, namazı önemsemeyenin mi kastedildiği, namazı inkâr ederek terk edenin mi anlatılmak istendiği konusu âlimler arasında tartışılmıştır. Bazı alimler, “Namazı önemsememek küfür sebebi olur.” derken; Nihâye isimli kitapta, namazı “inkâr” ederek terk edenin kâfir olacağı hükmü yer almıştır. Bu hadisin zâhirine bakan İmam Ahmed bin Hanbel, namaz kılmayanın küfre girdiği görüşündedir. Mâlikîler, Şâfiîler ve Hanefîler ise, “inkâr” olmadıkça, namaz kılmayanın küfrüne hükmetmemişler; ancak namaz kılmayanın hemen tövbe etmesini teklif etmişlerdir. Tövbe etmediği takdirde, her üç mezhepte de tövbe edene kadar ta’zir cezâsı gündeme getirilmiştir. Ta’zîr cezâsı ise, yukarıda beyan ettiğimiz gibi, hâkimin ve ulu’l-emrin takdirine göre verilebilen bir cezâ türüdür. Diğer yandan İslâm Tarihi boyunca irfan ve irşad müesseselerinin beyaz sayfaları, namaz konusunda teşviki, kolaylaştırmayı ve sevdirmeyi birinci plâna alan sayısız irşâd örnekleriyle doludur. Şu halde günümüzde de namaz hususunda gözüken tek çözüm yolu, aydınlatmak, irşad etmek, bilgilendirmek, kolaylaştırmak, sevdirmek, teşvik etmek ve müjdelemekten geçmektedir. Korkutmak, kabir azabıyla veya cehennem ateşiyle tehdit etmek, zor kullanmak, küfürle itham etmek, kınamak, küçümsemek, dışlamak; Peygamber Efendimizin (asm) “Müjdeleyiniz; nefret ettirmeyiniz! Kolaylaştırınız; zorlaştırmayınız!” (R. Sâlihîn, 635) emrine aykırı fiiller olur. Ki, gâyet nâzik ve nezih bir ibâdet olan namaz için aslâ tasvip edilmez! Bilhassa namazın, kul ile Rabb’i arasındaki en sıcak ve tam huzuru içeren bir iletişim bağı olduğu düşünülürse; çok ehemmiyetli olan bu ibâdetin, insanlara her halükarda sevdirilmesi gerektiği daha iyi anlaşılmış olur. Namaz hususunda, vahye dayanmayan bir takdîrî cezâyı telaffuz etmenin bile, bilhassa günümüzde, büyük sancıları ve sakıncaları berâberinde getireceği açıktır. İnsanları namazdan, daha da tehlikelisi dinden soğutmaktan başka bir işe yaramayacaktır. “Namaz iyidir. Fakat her gün her gün beşer defa kılmak çoktur. Bitmediğinden usanç veriyor!” diyen bir adama Üstad Bedîüzzaman Saîd Nursî, nefsi susturan, kalbi tatmin eden, rûha ümit vaad eden, akla yol gösteren, evhamları yok eden, gafleti dağıtan ve günlük hayatımıza çeki düzen getiren beş îkazla cevap vererek, kolaylaştırmak, müjdelemek ve sevdirmek yolunu seçmiş; diğer yolun, yani zor kullanma ve cezâ verme yolunun kapalı olduğunu bilfiil göstermiştir. (bk. Sözler, s. 243)


https://sorularlaislamiyet.com/kasten-namazi-terk-eden-kafir-olur-mu-namaz-kilmayanin-hukmu-nedir-namaz-kilmayan-kimseye-ceza


Peygamberimiz'in namaz kılmayanlara karşı tutumu nasıl olmuştur?



Âdem aleyhisselâmdan beri, her dinde bir vakit namaz vardı. Hepsinin kıldığı bir araya toplanarak, Muhammed aleyhisselâma inananlara farz edildi. Namaz kılmak, îmânın şartı değildir. Fakat namazın farz olduğuna inanmak, îmânın şartıdır.

"Namaz, dînin direğidir." Namazını devâmlı, doğru ve tam olarak kılan kimse dînini kurmuş, İslâm binâsını ayakta durdurmuş olur. Namazı kılmayan, dînini ve İslâm binâsını yıkmış olur. Peygamberimiz (asm) buyurdu ki;

"Dînimizin başı, namazdır."

Başsız insan olmadığı gibi, namazsız da, din olmaz. Hz. Peygamber (asm), cemâati terkedenleri şöyle yermektedir:

"Vallahi içimden öyle arzu ediyorum ki, namaza durulmasını emredeyim de ikâme edilsin, sonra bir adama emredeyim halka namaz kıldırsın. Bu emirden sonra beraberinde odun demetleri olan bir kaç adamı, cemâate gelmeyen gurüha götürüp de üzerlerine evlerini cayır cayır yakayım." (el-Muvattâ', Cemâa 3; İbn Mâce, Mesâcid, 17).

Namazı Terketmenin Hükmü

Namazın akıllı, büluğ çağına girmiş, hayız ve nifastan temizlenmiş her Müslümana farz olduğu konusunda görüş birliği vardır. Namaz ve oruç gibi bedenî ibadetlerde vekâlet ve niyabet geçerli değildir. Namazın farz olduğunu inkâr eden dinden çıkar. Çünkü namaz kesin ayet, hadis ve icma delilleriyle sabittir. Tembellik veya umursamazlık sebebiyle namazı terkeden âsî ve fasık olur.

Namazı kılmamak dünya ve âhirette azaba sebep olur. Âhiretteki azapla ilgili olarak Allah Teâlâ şöyle buyurur:

"Onlar suçlulara sorarlar: Sizi Sakar cehennemine sürükleyen nedir? Suçlular şöyle cevap verirler: 'Biz namaz kılanlardan değildik.' " (Müddessir, 74/40-43).
"Onlardan sonra öyle bir nesil geldi ki, namazı terkettiler, heva ve heveslerine uydular. Onlar bu taşkınlıklarının cezasını yakında göreceklerdir. Fakat tövbe edip, iman eden ve salih amel işleyen bunun dışındadır." (Meryem, 19/59, 60).
"Vay o namaz kılanların haline ki, onlar kıldıkları namazdan habersizdirler." (Mâûn, 107/4-5).

Hz. Peygamber (asm)'de şöyle buyurmuştur:

"Bilerek namazı terkeden kimseden Allah ve Resulunün zimmeti kalkar." (Ahmed b. Hanbel, IV/238, VI/461). "Kim ikindi namazını terkederse ameli boşa gitmiş olur." (Buhârî, Mevâkît,13, 34; Nesâî, Salât,15). "Kim, önemsemeyerek üç cuma namazını terkederse, Allah Teâlâ onun kalbine mühür vurur." (Nesâî, Cumâ, 2; Tirmizî, Cuma 7; İbn Mâce, İkâme, 93).

Hanefilere göre, tembellik yüzünden namazını terkeden kimse, namazı inkâr etmediği sürece dinden çıkmaz, ancak günahkâr, fasık olur. Kendisi bu konuda uyarılarak tövbeye, kötü örnek olmaması için toplumdan tecrid edilir ve te'dib amacıyla dövülebilir. Ramazan orucunu terkeden kimse de bunun gibidir. (İbn Abidîn, Reddül-Muhtâr, Mısır, t.y., I/326; eş-Şürünbülâlî, Merâkıl-Felâh, Mısır 1315, s. 60; ez-Zühaylî, el-Fıkhul-İslâmî ve Edilletuh, Dimaşk 1985, I/503).

Hanefiler dışındaki mezhep imamlarına göre ise, namazını özürsüz olarak terkeden kimse, mürted de olduğu gibi, İslâm toplumuna karşı gelmiş sayılır ve tövbe etmezse en ağır şekilde cezalandırılır.(1)

(1) bk. İbn Rüşd, Bidâyetül-Müctehid, Mısır t.y., I/87; eş-Şirâzî, el-Muhezzeb, el-Nalebî tab'ı, I/51; İbn Kudâme, el-Muğnî, 3. baskı, Kahire t.y., II/442-447; ez-Zühaylî, a.g.e., I/503, 504; bk. Tevbe, 9/5; Buhârî, Diyât, 6; Müslim, Kasâme, 25, 26.




Haram işleyen dinden çıkmıyorsa, namaz kılmayan nasıl kafir olur?


Soru Detayı - Bir insan bir kötülüğü, bunun haram olduğunu bile bile yaparsa dinden çıkmaz, diye bir hadis var. (Yanlışsam düzeltin) - Başka bir hadiste, bir vakit namazı, bile bile kılmayan insan kafir olur diyordu. Bu ikinci hadis, birinci hadisle çelişmiyor mu?

Cevap

Değerli kardeşimiz, “Şu muhakkak ki Allah kendisine şirk koşulmasını affetmez, ama bunun altındaki / dışındaki diğer günahları dilediği kimse hakkında affeder.” (Nisa, 4/48) mealindeki ayette şirkin dışında (müşrik-kâfir olarak ölenlerin dışında) her türlü günahın af kapsamına girebileceği ifade edilmiştir. Ehl-i sünnete bağlı İslam alimleri, bu gibi ayetlere bakarak büyük günah işleyenlerin de kâfir olmadığını belirtmişlerdir. "Affedilmeyen şirk"ten maksat ondan dönülmeyen, tövbe edilmeyen şirk demektir. Yoksa küfürden, şirkten dönenlerin de affedileceği bilinen bir gerçektir. Nitekim birçok sahabî şirkten dönmüştür. “Ey Muhammed! İnkâr edenlere söyle: Eğer (iman edip, düşmanlık ve savaştan) vazgeçerlerse, geçmiş günahları bağışlanır...” (Enfal, 8/38) mealindeki ayette bu hakikate vurgu yapılmıştır. Demek ki tövbe edildiği zaman şirk, küfür ve her türlü günah af kapsamındadır. Tövbe edilmediği, şirk / küfür üzere ölündüğü takdirde bu şirk ve küfür asla affedilmeyecektir. Onlar ebedi olarak cehennemde kalacaklardır. Bunun dışında kalan günahlar ise af kapsamına girebilir. Allah dilediğini cezalandırır, dilediğini bağışlar. Bununla beraber günahların şekli ne olursa olsun, imanla kabre girdikten sonra bunlar cehenneme de gitseler, netice itibariyle bir gün cehennemden kurtulup cennete gidecektir. “Zina eden ve hırsızlık yapanın da -imanla kabre girmesi durumunda-(affedilerek veya cezasını çektikten sonra) cennete gireceğine” dair sahih hadisler vardır.(bk. Buhari, Cenaiz,1, Bed’u’l-halk,6) “Kim bilerek namazı terk ederse açıkça kâfir olur.” manasına gelen hadisi nakleden Taberani, rivayetin zayıf olduğuna işaret etmiştir.(bk. Taberani, Evsat, 3/343/h. no:3348) Ancak bu manaya gelen sahih hadisler de vardır. Örneğin, Tirmizi, Ebu Davud, Nesai ve İbn Mace’de şöyle bir rivayet vardır: “Kişi ile küfür arasında namazın terk edilmesi vardır.” (Neylu’l-Evtar, 1/291) Yine Buhari dışındaki kütübü sitte kaynaklarında şöyle bir rivayet vardır: “Bizimle sizin arasındaki ahit namazdır. Kim namazı terk ederse kâfir olur.” (bk. age., 1/293) İşte namazı terk etmekle ilgili bu farklı rivayetlerden ötürü alimler arasında da farklı görüşler meydana gelmiştir. Hanefi, Maliki ve Şafii alimlerine göre namazı terk etmek büyük bir günah olmakla beraber küfrü gerektirmez. Bunların delilleri yukarıda arz ettiğimiz ayet, hadis ve benzeri ilahi ve nebevi beyanlardır. Bu alimlere göre, “Namazı terk etmenin küfür olduğunu belirten hadislerden maksat, namazın farziyetine inanmayanlar içindir. Aksi takdirde sahih pek çok hadis ve ayetlerin açık beyanıyla çelişki söz konusu olur.” Hanbeliler ise, -biraz zahiri oldukları için- bu son rivayet ve benzerlerindeki zahir ifadelerine dayanarak namazı özürsüz terk edenin kâfir olacağını belirtmişlerdir.(bk. V. Zuhaylî, el-Fıkhu’l-İslamî, 1/502-505) Sonuç olarak, hadiste geçen küfür ifadelerinin alimlerimizin yorumladığı gibi ya namazın farziyetini inkâr ederek terk edenler için geçerli olabileceği, ya da bu küfrün kişiyi dinden çıkarmayan ameli, mecazi ve nimet küfrü (nankörlük) olarak anlaşılması gerektiği kanaatindeyiz. Çünkü Kur'an ve sünnet şirk dışında kalan tüm günahlar için Allah’ın affedici yönünü ön plana çıkarmakta, günahkar kimseleri dinin dışına itmek yerine onları Allah’ın rahmetinden ümitlerini kesmemeye ve tövbe etmeye davet etmektedir.



Dinden soğutan dindarlık


Bir dindarlık düşünün ki; partisinde, vakfında, derneğinde ve dergâhında büyük bir mücahit gibi görünüyor ama evine döndüğünde ahlâksız bir insana dönüşüyor. Nezaketsizliği, kırıcılığı, kabalığı, merhametsizliği kendi eşini ve çocuklarını bile kendisinden uzaklaştırıyor. Dışarıdaki o mücahitten evdekilerin payına zerrece bir ahlâk kırıntısı bile düşmüyor. İşte bu, insanı dinden soğutan bir dindarlıktır.


Bir dindarlık düşünün ki; iş siyasete, ideolojiye, edebiyata gelince ondan daha Müslüman’ı yok. Ama iş namaza gelince huşu yok, duaya gelince samimiyet yok, haramlara gelince takva yok, yaşantıya gelince örneklik yok, davaya gelince kardeşlik yok, infaka gelince fedakârlık yok. Ortada ruhunu kaybetmiş, rutinleşmiş ve bir ideolojiye dönüşmüş Müslümanlıktan başka da bir şey yok. İşte bu, insanı dinden soğutan bir dindarlıktır.


Bir dindarlık düşünün ki; sosyal medyada, Facebook’ta, Twitter’da, sanal hayatta yaptığı İslami paylaşımlarıyla herkesi kendine hayran bırakıyor. Ama iş, gerçek hayata gelince o sosyal medya kahramanın yerini anne-babasını bile küstürmüş, akrabalarıyla bağını koparmış, iş arkadaşlarını kendisinden bıktırmış, dava kardeşlerinin bile görünce yolunu değiştirdiği bir Müslüman çıkıyor karşımıza. İşte bu, insanı dinden soğutan bir dindarlıktır.


Bir dindarlık düşünün ki; camide, toplantıda, mitingde, sohbette, derste son derece takvalı, ihlâslı ve samimi. Ama kendi başına kalınca namazı namaz olmaktan çıkıyor. İnternetle baş başa kalınca takvası takva olmaktan çıkıyor. Menfaatine dokunulunca ahlâkı ahlâk olmaktan çıkıyor. İşine gelmeyince ihlâsı ihlâs olmaktan çıkıyor. Ortaya halk içinde farklı tek başına kalınca da farklı bir Müslüman çıkıyor. İşte bu, insanı dinden soğutan bir dindarlıktır.


Bir dindarlık düşünün ki; sürekli İslam’ın hâkimiyetinden bahsediyor, ama o bahsettiği İslam’ı ne ahlâkına, ne ruhuna, ne evine ne de iş yerine hâkim kılamıyor. Evini dizilerin, kalbini dünyalıkların, midesini haram lokmaların, ceplerini de faizli kartların hâkimiyetine kaptırmış. Söylemiyle eylemi arasında dağlar kadar fark var. İşte bu, insanı dinden soğutan bir dindarlıktır.


Bir dindarlık düşünün ki; başkalarına sürekli kanaati, şükrü ve yetinmeyi tavsiye ediyor. Ama iş kendi hayatına gelince yaşam konforundan, hayat standartlarından, alışkanlık haline getirdiği lüks ve israfından zerrece taviz vermiyor. Başkalarına asgari ücreti kendisine çifte maaşları, başkalarına gecekonduları ve TOKİ’yi kendisine lüks villaları, başkasına tutumlu olmayı kendisine bolca harcamayı layık görüyor. İşte bu, insanı dinden soğutan bir dindarlıktır.


Bir dindarlık düşünün ki; sürekli haktan, adaletten, İslami ilke ve prensiplerden bahsediyor. Ama kararlarında adalet yok, atamalarında liyakat yok, tercihlerinde ehliyet yok, işlerinde istişare yok, davranışlarında merhamet yok, vaadinde sadakat yok. Dışarıda eleştirdiği ne varsa içeride hepsini toplu halde uyguluyor. İşte bu, insanı dinden soğutan bir dindarlıktır.


Bir dindarlık düşünün ki; namaz kılıyor, sakal bırakıyor, başörtüsü takıyor. Ama kıldığı namaz, bıraktığı sakal ve taktığı başörtüsü topluma ahlâk, adalet, merhamet ve hakkaniyet olarak yansımıyor. Namazı onu kötülüklerden alıkoymuyor, sakalı onu daha ahlâklı yapmıyor, başörtüsü onu daha hakkaniyetli hale getirmiyor, dindarlığı onu elinden ve dilinden emin olunan bir Müslüman yapıyor. İşte bu, insanı dinden soğutan bir dindarlıktır.


Bir dindarlık düşünün ki; namazını Kur’an ve sünnete göre kılıyor, ama siyasetini kalabalığa ve güce göre yapıyor. Orucunu Kur’an ve sünnete göre tutuyor ama ticaretini mevcut piyasa şartlarına ve menfaatine göre yapıyor. Başını Kur’an ve sünnete göre örtüyor ama gerisini modaya ve nefsine göre belirliyor. Yani dinden dilediğini seçiyor, dilediğini de terk ediyor. İşte bu, insanı dinden soğutan bir dindarlıktır.


Unutmayalım! Dinin ahlâkına, evine, siyasetine ve ticaretine etki etmediği insanların sürekli dini referans aldıklarını iddia etmeleri, insanları dinden soğutmaktan başka bir işe yaramaz.








157 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Yayın Edinmeden ve Oba Katılımından Önce Şunlara Göz Atın

YAYIN EDİNME VE OBALARA KATILIM YÖNTEMLERİ İLE İLGİLİ ŞU YAZILARA MUTLAKA GÖZ ATIN ​ Anlık Fırsatlar Duyuru Fırsatlar İLETİŞİM İletişim kanalı Telegram üzerinden DM atmaktır. Telegram ile iletişim ku

Comments

Rated 0 out of 5 stars.
No ratings yet

Add a rating
bottom of page